Öyle bir Hangar hayal ediyorum ki; sanatın sadece
acı çekmeyi, hüznü, kederi yansıtan eserler yaratmak olmadığı, gözle görünenin
içinin de görüldüğü, dokunma, tatma hissi uyandıran, yaşamı yansıtan
farklılıklarla, oyunlarla, heyecanlarla küçük maceralarla keşiflerle dolu,
şelale gibi, gün batımı gibi, anne - bebek göbek bağı gibi, aşk gibi...
Öyle
bir Hangar hayal ediyorum ki; zaman makinesiyle 150 yıl sonraya gitme imkanım
olsa Hangar Sanat'ın 2000'li yılların Rönesans'ını yarattığını, bir devrin
bittiğini başka bir devrin yaratıldığını yazan tarih kitaplarında
görmek...
Kansız devrim, sanatla devrim...
Duvarlarında kulakları olan ve iyi dinleyen, iyi anlayan bir Hangar...
Yıllar sonra da iyi anlatan...










