“Talking About My Generation”

10-16 Kasım 2009 Atina, Yunanistan

“Avrupa Herkes için mi?” isimli uluslararası projenin ortağı olan Hangar Sanat Derneği, 10-14 Kasım tarihlerinde Atina, Yunanistan’da gerçekleşen uluslararası gençlik buluşmasına ve sonrasında düzenlenen “Talking About My Generation” festivaline katılarak grafik, heykel, video atölyeleri, sergiler, sunumlar vb çeşitli etkinlikler düzenledi. Hangar Sanat Derneği’ni temsilen festivale katılan ekipte Aslı Kılıçalp, Ayşegül Kantarcı, Begüm Altınçapa, Bilhan Gözcü, Çağlar Çetin, S. Sevda Kılıçalp yer aldılar. Hangar’ın daveti üzerine festivale dahil olan oyuncu ve İnsani Kalkınma Derneği Başkanı Derya Durmaz festivalin açılış gününde yapılan basın konferansında “Onların İnsan Olduğunu Ne Zaman Unuttuk?” başlıklı bir bildiri sunarken, Koç Üniversitesi Uluslararası Göç Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Deniz Sert, ikinci gün panelinde “Türkiye’de İkinci Kuşak Göçmenlerin Yasal Statüsü” ile ilgili bir konuşma yaptı.

Uluslararası gençlik buluşmasında ikinci kuşak göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar, yasal çerçeve, muhafazakar politikaların, medyanın ve ön yargıların ürettiği sıkıntılar formal olmayan öğrenme yöntemleriyle (tartışmalar, atölyeler, performanslar ve oyunlar) ele alındı.

Festivalin Hangar’a diğer bir katkısı sanatın sosyal içerilme gibi konularda ne kadar etkili bir araç olduğunu kavramamızı ve bundan sonra yapılacak sanatsal ve sosyal çalışmaları birleştiren uluslararası projelere uygun ortaklar bulmamızı sağlamaktı.

Festivalle ilgili diğer bilgilere, ekibin yorumlarına ve fotoğraflara ulaşmak için .....

Festivalde, Derya Durmaz’ın rol aldığı Mülteci isimli filmin gösterimi yapıldı; Atina sokaklarına çıkıp insanlara göçmenlikle ilgili sorular sorularak farkındalık arttırılmaya çalışıldı. Buluşmada yoğunlukla 16-25 yaş arasındaki gençler yer aldılar. Festival kısmında ise Romanyalı katılımcılar Romanya vatandaşlığına başvuran bir göçmenin geçtiği aşamaları, festival alanına kurdukları dokuz odalı yerleştirme ile festival ziyaretçilerine yaşattılar. İtalyan ve İspanyol katılımcılar kendi ülkelerinde gerçekleştirdikleri video atölyelerinin çıktısı olan videoların gösterimini yaparken; İtalya’dan diğer ortak grup göçmen gençlerle seslendirdikleri şarkılardan örnekler sundular. Yunanistan ekibi ise yine ikinci kuşak göçmen gençlerin de katılımcısı olduğu doğaçlama tiyatro çalışmasını sergilediler. Tüm bu çalışmalar hem katılmcılarına hem de festival ziyaretçilerine göçmenlik konusuyla ilgili yargılarını ve bilgilerini gözden geçirme ve sorgulama imkanı sundu; insanları geldikleri yere veya görünüşlerine göre nitelemek ve yaşadıkları sorunları tanımlamaya çalışmak yerine, herkesin kedisini eşit ve özgürce ifade edip var olabileceği koşulların oluşumuna katkıda bulunmanın daha anlamlı olduğu sonucuna varmamıza vesile oldu.

Festival öncesindeki uluslararası gençlik buluşması sırasında Hangar Sanat Derneği, Ayşegül Kantarcı’nın kolaylaştırıcılığında bir piktogram atölyesi gerçekleştirdi. Atölyede öncelikle piktogramın tarihçesini, amacını, kullanım alanlarını, ve varyasyonlarını içeren minik bir projeksiyon sunumuyla aktarılmasının ardından direkt olarak beyin fırtınası aşamasına geçildi. Amaç; göçmen, mülteci, sığınmacı olmak gibi kavramları semboller üzerinde tartışmak ve okuyucuya bu kavramlarla ilgili mesajlar vermekti. Piktogram resimle yazı yazmaktır, dilleri umursamadan konuşmaktır. Bu kadar dilli ve etnik yapı açısından bu kadar zengin bir festivalde içimizdekileri piktogramlara dökelim dedik ve sanırım bi’şeyler anlatmayı başardık. İsteyen kartonları keserek, isteyen markörlerle eskizler çizerek göçmenlik üzerine mutlu mutsuz birçok konuyu önceden hazırlanmış A3 ve A4 formatındaki kağıtların içindeki kare yuvarlak ve üçgen çerçevelere yerleştirdi. Kimi eski evlerini geri isyeten filistin halkını kimi de, kendine yepyeni bir kapı açan göçmenlik karşısında döktüğü mutluluk gözyaşlarını tartıştı. Atölye iki etapta gerçekleşti: Birincisi Katılımcıların anlatmak istedikleri konuyu sadeleştirip mesaj haline getirip piktograma dönüştürmesi; ikincisi ise katılımcıların üretilen piktogramlar hakkında yorum yapıp, konunun iyi sembolize edilip edilmediğini tartışması ve konuyla ilgili yeterli bilgi yoksa vurgulanan sosyal durumun açıklanması idi. Sergi Aşaması: Gelişi güzel eskizler haricinde ortaya çıkan 22 temel iş mukavvalar üzerine yapıştırılarak, havada duruyor etkisi yaratmak amacıyla misinalarla asıldı. Atölye işleri festival boyunca iki gün teşhirde kaldı ve sergi alanına bırakılan boş piktogram çerçeveleri sergi ziyaretcileri tarafından dolduruldu. Bunu görmek inanılmaz mutluluk vericiydi.

Uluslararası gençlik buluşması sırasında Hangar Sanat Derneği, Aslı Kılıçalp’in kolaylaştırıcılığında bir heykel atölyesi düzenledi ve ortaya çıkan ürünler festival sırasında sergilendi. Ana malzeme olarak strafor kullanılarak yapılan atölyenin amacı bu malzemenin üzerine papier mache tekniği uygulayarak tiyatro, tv, ve reklam sektöründe kullanılan dekorun nasıl yapıldığının öğretilmesiydi.Katılımcılara ülkelerinde en çok sevdikleri ve en özledikleri şey neyse onu straforun üzerine aktarıp, içinden nasıl çıkartılacağı gösterildi.Bunun için önce üç boyutlu görüntü her bir yüzeye çizildi ve falçata, tel fırça yardımıyla figür ortaya çıkarıldı. Zımparalanarak yüzey pürüzsüzleştirildikten sonra papier mache tekniği uygulandı.İki aşamalı zor bir atölye sürecinde hangar ekibinin katklıları büyüktü, hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.20 katılımcıyla gerçekleştirilen atölyenin boyama kısmı da eğlenceli ve başarılı sonuçlar ortaya çıkardı. Ortaya çıkan ürünler ilk defa böyle bir atölye çalışması içinde yer alan kişilerin yapabileceğinin en iyisiydi.İşler festivalde bir sergiyle görücüye çıktı.Serginin kurulması ve işlerin görünürlülüğünün tam olarak yansıtılması biraz sancılıydı ama sonuç olarak beğeniyle karşılanıp, işlerle tekrar bir sergi yapılması gibi sevindirici bir fikir ortaya çıktı. Ancak katılımcıların işlerini alıp ülkelerine götürmek istemesi daha da sevindiriciydi.

Hangar Sanat Derneği’nin Talking About My Generation Festivali sırasında gerçekleştirdiği bir diğer çalışma Çağlar Çetin’in tasarladığı ve yürüttüğü “30 Saniyen” başlıklı video projesiydi. Proje iki aşamadan oluşan interaktif bir video çalışması olarak tasarlandı: İlk aşama, katılımcılara 30 saniyelik bir süre tanıyor ve katılımcılar bu sürede (beyaz bir duvarın önünde) kendilerini istedikleri gibi ifade edebiliyorlar. Öte yandan ise sanatçı kendi boyuna göre ayarlı kamerayla, performansları sırasında onlara ”Sesini duymuyorum, yüksek konuş” ya da “Ortaya gel” gibi olur olmaz müdahaleleriyle ve tam otuz saniye dolduğunda -konuşmalarının ortalarında bile olsalar- kaydı durdurmakla şunu sorgulamaya çalıştı: “Sahne senin” demek, gerçekten de bir insana yeterli ifade özgürlüğü tanır mı? Önceden belirlenmiş bir sürü koşul ve sınırlandırma içerisinde ifadenin ya da bu tarz projelerin samimiyetine nasıl inanabiliriz? İkinci aşama ise bu videonun yerleştirilmesi. Orta büyüklükte bir televizyon, duvara bakar şekilde yere yerleştiriliyor ve video loophalinde dönüyor. Etraftan geçenler videonun sesini duyduklarında -belki de kendi dillerinde bir açıklama ya da şarkı- eğer merak ederlerse duvarla televizyon arasına girip televizyonda ne olduğunu görmeye çalışıyorlar. Öte yandan otuz saniyelik görüntü yerini bir başkasına bırakıyor ve birbirinden kopuk ifadelerin -ya da ifadesizliklerin dizimi- amacından oldukça uzaklaşmış bir halde gösterilmeyi sürdürüyor. Çekimler gayet güzel geçti ve 30 kişi civarında kişinin katılımıyla ortaya 16 dakikalık bir video çıktı. Ancak projenin ikinci aşamasını yani yerleştirme orada gerçekleştirilemedi. Bu açıdan sanatçı ve iş anlam olarak yarım kaldı. Diğer yandan Çağlar projeyle ne amaçladığını katılımcılarla paylaşabildi ve sanatçı ile katılımcılar arasında güzel bir fikir alış-verişi oldu.